Zambaklar En Issız Yerlerde Açar....

15/8/2006 - kırık bir aşk hikayesi

Kategori: Hikayeler

 

 

 

KIRIK BİR AŞK HİKAYESİ

Burası gecelerin sıcak gündüzleri nemli geçen bir diyar. Karanlık pek kısadır. Şeker pancarı, mısır, ve çilek ve biber kendine özgü bir şekilde yetiştirilir, kendine özgü hayvanlarla, atlarla, ineklerle. Suyu bol yeşili gürdür. Mahsul her yaz iki sene yetecek kadardır. İnsanlar bu yüzden farklı uğraşlar edinmişlerdir kendilerine.

Şehirde hayat bambaşka. Yabancılar neredeyse yerliler kadar kalabalık. Ben de onlardan biriyim. Hem onlardanım, hem de değilim. Giriverdim mi içlerine yerlilerden bir farkım yok gibi. Ama onları gözlemleyebilen ya da onların dışlarında ama içlerine çok yakın olan ben. Kendim bile bazen  hangi taraftan olduğumu kestiremiyorum. Buna rağmen gözlem gücümden pek bir şey kaybetmiş değilim. Tarafsız ve tanıma arzusuyla baktığım zaman onların şehirli bile olsalar nice güzel yanlarını görebiliyorum. Kendi içinde hiçbir anlama gelmeyen şu uğultu mesela, insanların hiçbiri buna kulak kesilmiyor. Ben ise bu sesleri bir müzik gibi dinleyerek ve reklam panolarını seyrederek gidiyorum nereye olursa. Yağmur yağarsa şemsiyemi bağlıyorum evde bir yerlere ve öylece giriyorum sokaklara, dışarıya, seyrediyorum ve bu da bana güven veriyor, sağa sola hızlı-hızlı giden kadınlar renkli şemsiyelerin altlarında zaten boyalı yüzleri güneş vurdukça kırmızı, sarı, turuncu, yeşil, mor oluyor. Ama bunu sadece ben fark ediyorum. Özellikle yağmur yağarken, sadece bu ana mahsus duygular kaplıyor her defasında içimi. Sanki, diyorum yalnızım bu koskoca şehirde. Islak kaldırımlarda öyle  bir yürüyüşüm var ki... Beni çok uzaktan bile ayırt edebilirler. Niçin bir an bile durmuyor bunca insan bir kişi bir saniye olsun duraksamıyor? Bu uğultu sesi sanki yerin dibinden geliyor gibi ve yağmur damlaları iri ama sert değil gibi.

 

Her gördüğüm insanı durdurup birkaç kelime dahi olsa konuşmak istiyorum. Ya da birinin biryerlerde beklemesi gerekse de onunla laflasam, ya da  biri tramvayda yaşlılardan birine yer vermese de ihtiyarlar dertleşirlerken ben de muhabbete katılıp gitsem, hatta hiç olmazsa birisi saati sorsa da  konuşsam şu akıcı,işçi ve gürültülü kalabalıkla. Her karşıdan gelenin yüzüne doğru bakıyorum, o ise ya yere ya tam ileri ya da biraz havaya doğru bakıyor. Hani diyorum içimden, gözünün ucuyla bana doğru baksa da gözümle muhabbete dalsa o kısacık anda.

 

Bugün çok dolaştım, hep yürüdüm, yağmur da hiç dinmedi. Bu böyle olmayacak. Bugün  tanımadığım hiçkimseyle konuşmadım. Hatta dondurmacı kızın gülümsemesini saymazsan kimseyle muhatap olmadım. Metrodaki kapılar kapanırken “lütfen dikkatli olun” ikazının muhatabı bile olmadım. Yağmurdan bir damla bile kaçırmadım.

2.

Gözümden bir damla yaş bile akmadan bu olanları izleyemezdim. Koca bir yalan için bütün ömrümü göz göre-göre geçiremezdim. Burada hiçkimse akşam mesaisinden evine geç gelen bir babayı yemek hazır beklemiyordu. Erken kalkan çocuklar hiçbir bayram telaşı taşıyıp yeni ayakkabılarını giymiyordu. Evet, kimse banka soymuyordu ama  hiç kimse de cahil ya da hız meraklısı da değildi, asker kaçağı bile yok burada. Belki de bunlar sorun değildi, hepsi benim birer uydurmamdı. Ama yine de geldiğimden beri sokakta bir kavga bile görmemek  benim doğduğum topraklardan çok uzakta olduğumu bilmeme yeterdi. Yeter ki  insanlar yüzüme gülmeye görsünler, bu benim, onların samimi olduklarına inanmama yetiyordu. Peki o zaman neden bütün otobüsler tam zamanında geliyor? Bunu hiç bilemezdim. Belki bu da bir göz yanılmasıydı. Hiçkimse karısına aklında küçük bir şüphe olmadan “sen benimsin” diyemiyordu. Bunu şehrin her yerinde rahatça görmek mümkündü… Ama şu da pek mümkündü ki, hiç kimse, onlar bile kendileri hakkında benim onları düşündüğüm kadar düşünmüyordu. Yağmur altında gezmeyi belki de bu yüzden severdim. Ne kadar yakışıklı olursanız olun, dondurmacı kız sizi beğensin, size gülücükler atsın isterse bu ondan hiçbir zaman ödünç dondurma alabileceğinizi göstermezdi ve göstermeyecekti. Bu bazen bana normal gibi gelirdi. O zaman hep şöyle düşünmüşümdür; ya o iyi bir satıcı ya da o büyük yalan; içi irinle dolu koca bir yara gibi duran o yalan, bana da bulaştı.

Yağmur yağarkenki ağlayışlarımı her zaman özlemişimdir, bunu artık yapmadığım için değil her defasında değişik bir haz aldığım için özlüyorum. Çünkü yağmur yağarken insanlar sizin ağladığınızı fark etmez, eğer sesli ağlıyorsanız,  bu da sorun değil. Milyonlarca yağmur tanesi gibi sizin göz yaşlarınız da birer tanedirler ve ağlamanız  bu damlaların yerde parçalanış sesleriyle duyulmaz. Sizi yaşlı bir devrimci merdivenlerden inerken yüzünüzü net bir açıyla görmedikçe hiçbir kimse bunu inanın fark edemez.

Acaba, ben de hiçkimseye kim olduğumu söylemeyecek miyim? İçinde bulunduğum günler böyle geçmek zorunda mı? Ben hâlâ birinin beyaz atlı prensi olabilirim. Aklı sıra bana gücünü gösterecek olan bu amansız rüzgar bile engelleyemez bu ağlayışımı(diz üstü çöküşlerimi, yatarken birşeyler mırıldanışlarımı). Ben aşkları severim, aşık olmayı da. Siz hiç aşık olunmuş birisinin olunmamışla arasındaki farkları görebildiniz mi? Ben uzaktan bile seçebiliyorum. Gözleri bir başka parlar, kalbi bir başka çarpar artık. Eskisi gibi kurnaz olamaz belki ama verdiği kararlarda hep sabittir. İleri görüşlüdür aşık. İstediğini seçmemiş olabilir, ama seçtiğini doyasıya isteyeceği gün gibi açıktır.

Benim de aşklarım oldu. Ben de gözü karaydım birzamanlar. Gurbette aşk! Uluslararası bir antlaşma gibi. Sahil boyu uzanan ağaçlara kafa tutmak gibi, uzakta olduğunu zannettiğin şeylerin çok yakınında olması gibi. Sıcak havalarda bile nefesinin buhar olabilmesi gibi bir şeydir.  Blues dinlerken savaş yapmak gibidir aşk. Bir çobanı bile şair yapandır.  Aşık eğer ayrı düşmüş bir aşık ise soru sorulmaz/sorulamaz ona. Nedenini niçinini kendi de bilmemelidir. Unutmam, bir eylül sonuydu ve ben  onu uzun zamandır görememişken  artık iyice kendini hissettiren bir susuzlukla kalmıştım. Her şey eskisi gibi zannederken yanılma payım hiç hesapta yok gibiydi. Vatandan yeni dönmüştüm. Bir hasreti bastırmanın rahatlığını üzerimde hissedemezdim, çünkü, ben hasret duymaya alışmış olmalıydım. Gurbetteyken vatanı, vatandayken aşkımı... Bir yandan  dertlendiğimde “yar ille de yar” diğerinden sıkıldığımda “vatan ille de vatan”  klasikleşmişti.  Kim bilebilirdi ben yokken her şeyin değişeceğini ve yarin benden sıkıldığını?  Aklım başımda olsaydı artık her şeyin bittiğini fark edebilirdim, ama öyle olmadı. Kendimi bir insanlık abidesi gibi hissetmek çok ama çok boştu. Vazgeçmenin bu kadar zor olduğu başka bir zaman, başka bir durum hatırlamıyorum.

Artık uzun yıllar sonra, o zamanlar söyleyemediğim içimde biryerlerde yapışıp kalan ve bana bunca acıyı çektirdiği halde bir türlü söyleyemediğim her şeyi söyleyebilirim. Artık her şeyin bittiğinin farkındayım çünkü. Çünkü her şeyin bir gün bitebileceğini daha yeni-yeni anlar gibi oluyorum.

Harun BALKAN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/8/2006 - Monna Roza Şiiri nin Hikayesi

Kategori: Hikayeler

MONA ROSA  ŞİİR'NİN HİKAYESİ

 

MONA ROSA (Aşada yazılı olanlar kurgu değil gerçektir)

Belki de mahşeri kalabalığa okunan bu şiirin hangi hislerle yazıldığını tahmin bile edemezsiniz? Bilinen gerçekleri arda, arda sıralamak sizleri aydınlatabilir. Dilenirse şairimiz hakkında kısaca bilgi vererek konuya girmek istiyorum.
Şöyle ki; şiirimizin yazarı Sezai Karakoç ilk, ortaokulu ve liseyi Diyarbakır, Gaziantep, K.Maraş’ta tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal bilimler fakültesini kazanır. Ve gider, gider ama başına geleceklerden veya başına getireceği olaylardan habersizdir.
Neden sonra başlar okula dersler devam ederken şairimim gönlünü kaptırır bir muhacir kızına ve işte bütün mesele başlar, başlar ki ne başlar. Sonu olmayan bir başlangıçtır. Kısa bir süreden sonra dayanamaz ve kendini o kıza açmaya karar verir. Uzun bir tasavvurdan sonra İstediği gibi yapar ve gönlünde biriktirdiği aşkı artık kaldıramaz olmuştur.teklifine ret cevabı alma riski yüksek olduğu halde bırakır kendini uçsuz bir ummana.istediği cevabı alamamıştır,bu samimi Anadolu çocuğu kırılmıştır işte o an. Lakin bu kırgınlık uzun sürmez (çünkü uzunu daha başlamamıştır.) azimle tekrar deneyecektir.lakin istediği gibi hiç olmayacaktır.Ve bu hep böyle sürer gider. Ta ki gelir ,gelir ve bir yerde tıkanır işte bu tıkandığı yer 4. sınıf olur.ama o samimi delikanlı hiç pes etmemiştir.tam dört yıl hep istemiştir onu ,kendinden. Ama istediği hiç olmamıştır.belkide bir gün olacaktır.! Artık okul bitmek üzeredir.tam dört yıl geçmiştir .Geçmiştir ,ya delmişte geçmiştir kimi sineleri.
Mezuniyet merasimi düzenlenmektedir Ankara üniversitesinde öğrenciler 4 yılın yorgunluğunu ,bitirmenin sevinciyle bu merasimde birleştirecektir.lakin birleştiremeyenlerde vardır o mahşeri kalabalıkta onlar gerçekle yapışmış yüreklerini koyacaklardır ortaya. İşte burada Sezai Karakoç onların hepsine tercüman olacaktır o mükemmel ve emsalsiz sevgisiyle .
Bu program da Sezai Karakoç yazdığı şiiriyle yerini almıştır.ve de işte o beklenen an gelir çatar. O yılların gerçekleri bir şamar gibi patlar ortada ve sesi yankılanır Ankara sokaklarında.
Sezai Karakoç anons edilir. Yazdığı şiiri okumak üzere. Ankara siyasalın önü ana baba günü gibidir herkes ordadır bütün hocalar öğrenciler ve hatta misafirler lebalep dolup taşmıştır.merasim alanı.Sezai Karakoç şöyle bir kalabalığa bakar o buğulu gözlerle ,gönlünde yer alamadığı insanı aramaktadır mahşeri kalabalık içinde ve şiirini okumaya başlar.

Mona roza siyah güler ak güller
Geyve’nin gülleri beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah senin yüzünden kana batacak
Mona roza siyah güller ak güller …

Şiir bitene kadar kalabalıktan hiç ses gelmez olur, ta ki son kıtayı okuyana dek ve kalabalıkta müthiş bir uğultu patlar. Herkes bir birine bir şeyler sormaktadır ama sadece bilinen bir gerçek var ki herkes bu şiirden çok etkilenmiştir hele biri var ki gönlünde fırtınalar kopmuştur tam dört yıl sonra geçte olsa anlamıştır ve işte o uğultunun arasından bir kız öğrenci sıyrılır kürsüye yaklaşır dört yılı harabeden ve sonrasını da edecek olan kişidir O,O MUAZZEZ AKKAYA’
dır.Ağlayarak ve yalvarmalı bir sesiyle
-
ben seni kabul ediyorum der.

Ama çok geçtir artık çünkü bu samimi genciz bu ağır aşka dayanacak takati kalmamıştır kürsüye dönerek -
şimdi de ben kabul etmiyorum der
ne derece yürekten gelerek söylediği tartışılır ama beklide bir intikamdır ,beklide ilk defa gururu aşkının önüne geçmiştir delikanlının Ve bir daha Muazzez Akaya’yı hiç kimse görmemiştir çünkü o ret cevabının ardında intihar etmiştir. Doğruyu geç bulup erken kaybetmek buna denir galiba
Şimdi Sezai karakoç 65-70 yaşlarında ve hiç evlenmemiş hiç gönlüdeki o muazzam yere dokunmamıştır.size şimdi bir sır veriyorum Mona Rosa şiirinin kıtalarının ilk harfleri onun ismini veriyor.

(bence bir aşk bukadar yaşanır ve halen daha AŞK da gurur olmaz diyenlere çok güzel

bir cevaptır gurusuz hiçbir aşk olmaz olmamalıda Sezai karakoç un bu olaydan sonra hiç evlenmemeside ilginçtir aşk ın bir kereye  mahsus yaşanan bir duygu olduğunun göstergesidir

bencede insan yüzlerce kez hoşlanabilir hayatında birkaç kez sevdiğini sanabilir ama aşk birkez yaşanır bir kez yaşanırsa böyle ebedi bir aşk olur

düşününce şöyle bir sevdiği kadının intihar edeceğini bilseydi sezai karakoç onu kabul ederdi sanırım belki samimyetine inanmadı belkide 4yıllık bekleyiş onu içinde öldürdü farklı düşünler aşağıda yorum yazabilirler untmadan muzzez akkaya şiirdede geçer Geyve’nin gülleri diye geyve ye döner(sakaryanın ilçesi)orta intihar eder:( şaiir nede güzel demiş benim aşkım uymaz öyle her saza)..

Yorum (92) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Umuda Yolculuk... zaman bak nasıl geçiyor nasıl hayat bak nasıl akıyor nasıl düşler birer birer kayıveriyor elinden sen sıkı tutun hayata hayatın ta kalbine... ve bırakma ellerini ellerini sıkıca tutan RABB i...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

kutsiyan
yunuskose
************************************************** her güne bir dua Ayaklarımızın dibinden açan çiçekler için taze çimen için kuşun şarkısı ve arının vızıltısı için gördüğümüz ve duyduğumuz herşey için RABBİM şükran duyuyoruz sana! Senai DEMİRCİ (hergüne bir dua kitabından) **************************************************