Ey kudret ve Hâkimiyet ve Mâlikiyeti bütün zâhirî seyyid ve meliklerin hadsiz derecede fevkinde bulunan, şeref-i intisâbı hiçbir seyyidin intisâbına benzemeyen ve Ona mensup olana kudretiyle herşeyi musahhar eden Hâkim-i Ezelî, Ey lisân-ı hal ve kal ile edilen bütün dualara nihayetsiz rahmet ve kudretiyle ve nihayetsiz hikmetinin muktezâsınca icâbet eden Mücîb-i Rahîm, Ey bütün hayır ve hasenât Onun elinde bulunan ve Onun tevfikiyle vücuda gelen, her hayrâtı yazan, her hasenâtı kaydeden, her a''mâl-i sâlihayı muhâfaza eden ve her hizmetin ücretini ve her hasenâtın mükâfâtını veren Hafîz-i Alîm, Ey kemâlât-ı kibriyâsı mümkün ve mutasavver bütün mertebelerin üzerinde bulunan ve mahlûkatı mektûbat-ı Samedâniye ve memurîn-i İlâhiye mertebelerine çıkaran ve îman ve itaatle Ona intisab edenleri a''lâ-yı illiyîne yükseltip fazl ve keremiyle ulvî derecelere mazhar eden Fâtır-ı Hakîm,
Ey maddî ve mânevî nimetlere, rızıklara, ömürlere, hayır ve hasenelere bereket ihsân eden, nihayetsiz rahmet ve gınâ ve cûd ve sehâsıyla ziyadelikler veren Muhsin-i Kerîm,
Ey âsî kullarının hatalarını mağfiret etmek şanından olan Gafûr-u Rahîm,
Ey havl ve kuvvetiyle bütün belaları def eden Mevlâ-yı Azîm,
Ey büyük küçük bütün mevcudatın gizli ve açık bütün seslerini birden işiten ve hiçbir sadâ Ondan gizli kalmayan Semî-i Alîm,
Ey bütün mahlukatın sual ve dua lisanıyla ettikleri fakr ve ihtiyâcâtına dâimî cevap veren ve yerine getiren Kerîm-i Pürnevâl,
Ey en gizli mahlukatının en gizli arzularını ve en hafî niyazlarını bilen, işiten ve icâbet eden Alîm-i Zülcemal,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et. Ümit Şimşek, "Risale-i Nur Işığında Cevşen Meali", s. 4-6, Zafer Yayınları, İstanbul, 1992.
Umut beni hiç terk etmedi... Her akşam, karanlık inerken ışığın son kez gülümseyişi gibi yanımda kaldı hep. Keder, yorgun bir dağ gibi üzerime yıkıldığında, yeni şiirler kadar taze sabahlarda cesaretim oldu, sevgilim oldu umut.
Bazen hayallerinizi bile yakıp geçen öyle anlar olur ki, hayatın size ihanet ettiği en zalim yüzüne, rengine, kokusuna dokunup ağlamak istersiniz.
Rüyalarımızın "cam kuşları" bahçemizi terk ederse hayatın aşka bakan yüzünde kara güller açar, kederlendiren zehirler karışır umutlarımızı...
Aşk acısı çekenler de, katiller de ölür sonunda. Ama ne aşktan ne de ölümden kaçılır.
Nedense insanlar en çok kendi hayallerinden ve umutlarından korkarlar. Umuda ve ölüme en yakın oldukları anlarda merakla korku birbirine karışır, hem kendi içlerine, hem de umuda bir adım atıp sonra geri çekilirler. En çok da kendi "rüya bahçeleri"nden korkarlar.
Umuttan kaçarak umudu yakalamak ister herkes ve herkes yanmaktan korktuğu aşkı kovalar...
Eğer, hayatımızda hayatınızdan başka değerli bir şey yoksa, umutlarınızı "cam kuşları"yla yeni hayallere uçurmak zorundasınız.
Eğer, katillerle, zorbalarla hayatınız üstüne yaptığınız bütün anlaşmaları yırtmazsanız, bir uçurumdan uçarak geçersiniz çıldırmanın kenarından.
Eğer, ölümle hayat arasında yüzen parçalarımızı yalandan ve ihanetten kurtaramazsak, aşk da umut da terk eder hayallerimizi.
Umut beni hiç terk etmedi, ama hiç kimseye de gülümsemedi...
Ne kederlere, ne sevinçlere kardeş olduk, ne de hayatımıza yeni sırlar ekledik.
Artık ne melale aşinayız, ne de kardelenlere kardeş olan genç kızların çalınmış hayalleri var şiirlerimizde...
Kimse, aşklarımıza neden ateş edildiğini, kardeşin kardeşi neden öldürdüğünü bilmiyor.
Hiçbir şey yerli yerinde değil, herkes aynı karanfilde bir başka hüzünle yanıyor.
Ne bereketli, ne bitmez tükenmez bir kaynaktır. Bütün şiirler sen diye başlar, sen için gelişir. Şarkılar sen’i söyler, türküler sen için yakılır. Kitaplar sen için yazılır, düşünceler sen için üretilir. Sistemler sen için kurulur, dinler sen için gelir. Sen için yaşarız çoğu kez, yüreklerimiz sen için atar...
Ne garip bir varlıktır şu sen.
Sen’le birlikte yaşar, sen’le birlikte var oluruz. Sen’i etkiler ve sen tarafından etkileniriz. Benliğimizin bir ucu, bir yanı sen’dir. Sen, hem varlığımızın çekirdeği, hem zarıdır. İçimizde sen vardır; sen tarafından kuşatılırız. Kendimizi sensiz düşünemeyiz; biz sen’le varız, bütün hesaplarımız sen üzerine kuruludur. Sen varlığımızın temelidir. Sen’i sever, sen tarafından seviliriz. Evet evet, bütün yaşantımızda, tüm varlığımızda sen vardır. Sensiz yaşayamayız. Sensiz hayat olmaz; sen’ler içinde yaşarız.
Kimdir bu sen?
Annemizdir, babamızdır, kardeşimizdir, eşimizdir, çocuklarımızdır, dostlarımızdır, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimizdir; ekmek aldığımız fırıncı, süt aldığımız sütçü, alış veriş yaptığımız bakkaldır. İçinde yaşadığımız toplum, iletişim ve etkileşim içinde olduğumuzherkestir. Dostlarımız, düşmanlarımız, sevdiklerimiz ve nefret ettiklerimizdir.
Ne garip bir varlıktır şu sen.
O, anlayan ve anlaşılan bir varlıktır. Duygularımızı ve düşüncelerimizi sen’le paylaşırız. Hüzünlerimiz, kederlerimiz, sevinçlerimiz ve mutluluklarımız sen’le anlamlıdır. Sen’in olmadığı yerde hayat yoktur. Kelimeler sen’le vardır. Sen, bir gönül, bir ruh, bir akıl, bir bedendir. Sen, ben’in sıçrayışı, kendini açması ve aşmasıdır. Sen, ben’in ölçüsü, sınırı ve anlamıdır. Sen, ben’in sorumluluğu, amacı ve bilincidir; sıcaklığı ve mutluluğudur. Sen, ben’in aynası, konusu ve kuralıdır.
Ben sen’le vardır, sen’le anlamlıdır. Ne garip şeydir şu Sen. Ve Gabriel Marcel’e göre en yüce varlıktır, yani tanrı’dır...
Umuda Yolculuk...
zaman bak nasıl geçiyor nasıl
hayat bak nasıl akıyor nasıl
düşler birer birer kayıveriyor elinden
sen sıkı tutun hayata hayatın ta kalbine...
ve bırakma ellerini ellerini sıkıca tutan RABB i...